Bu dönemki kitap seçimlerimizin birazını klasikler üzerinde yoğunlaştırmak istedik ve ilk kitabımız Turgenyev’in “Babalar ve Oğulları” ‘ı oldu. Daha en başlarda etkilendiğim olay 19.yyda babalar ile oğullar arasındaki kuşak farkı bir yana, babaların inanılmaz yumuşak başlı olup oğullarına karşı duydukları saygı idi. 19.yyda “okumuş” olmanın getirdiği saygınlık baba ve oğul ilişkisinde de değişmez bir öğeydi sanki. Bu kitabı klasik yapan özellik ise Turgenyev’in “oğlum” diye adlandırdığı Bazarov karakteridir. Kitabın sayfalarını çevirirken Bazarov’u sevip sevmeme arasında gidip gelmeler yaşadım aslında. Ama sonuç olarak Bazarov karakterini ister benimseyelim, ister benimsemeyelim etkisi altında kalmamak mümkün değildi. 19.yyda oluşan nihilizm akımının simgesidir Bazarov, o yüzden 19.yyın hem muhafazakar kesimini hem de radikal kesimi çalkantılı bir sürece sokup klasikler arasında yerini almıştır “Babalar ve Oğullar”.
Diyaloglar üzerine kurulu olan bu yapıtı gözümüzde kolaylıkla canlandırabildik: Bazarov’un sıkı sıkıya nihilizmi savunup tartışması, Pavel’le olan düellosu, aşkına yenik düşüp kendi içinde yaşadığı çelişki, Katya’nın ablasının gölgesinde ve Arkadiy’in Bazarov’un gölgesinde kalışı ve birbirlerini buluşu… Kitap aslında dönemin bütün duygularını çok yalın kelimelerle anlatmış; düşünce çatışmaları, yeni fikirlere olan çekingenlik, liberaller ve nihilist hareketlerin kıran kırana çatışması, kölelik sisteminin kalkması ve dönemin çiftlik sahibi-çalışanları arasındaki çatışmalar, yaşanamayan aşklar, kıskançlıklar, bir yandan dine inanan aileler, bir yandan hiçbir şeye inanmayan çocuklar… “ Asi Gençlik”’in aslında her dönem var olduğunu, sadece fiziksel yapısının değiştiğini görüyoruz. Oğullar değişirken, babalar da değişiyor.
Her ne kadar kitabın içinde “aşk” fazla yer kaplasa da, tam anlamıyla bir aşk göremedik. Aşk bile kendi içinde çelişkilere yol açtı; Anna’nın kendi içinde yaşadığı korkaklık, yaşadığı hayattan vazgeçmek istememesi, Bazarov ile bir gelecek göremeyişi, Arkadiy’in Anna’ya olan karşılıksız aşkı ve ona açılamadan Katya’ya aşık olması, Bazarov’un “duygusallığa” inanmayıp onun içinde yok olması… Bazarov kendi içinde ne kadar tutarlı düşüncelere sahip olsa da Anna’ya olan duygularından sonra savunduğu savlar eksik kaldı; kendi inançlarının karşısında kendisine yenik düştü. Sanata, aşka, dine, hiçbir şeye inanmayıp sadece bilimin varlığına inanan Bazarov, ölüm döşeğindeyken ailesinin dini isteklerini yerine getirip, aşkın kollarında ölümü buldu.
Bazarov, aşkı tarafından reddedilip ailesinin yanına döndüğünde Arkadaiy’e şu cümleyi sarf eder; “… ailem, hayat ile o kadar meşgul ki, kendi anlamsızlıklarını bile önemsemez hale gelmişler, hiç ama hiç umurlarında değil… Ben ise.. Sadece sıkıntı ve öfke hissediyorum.” Bazarov, ailesini aslında bir fanusun içine koymuş ve onları başka bir dünyada yaşatıyor. Arkadiy’in ailesine; özellikle Pavel’e savunduğu gibi nihilizm anlayışından hiç bahsetmiyor. Onları kendi inançlarına bırakmış, değiştirmek istemiyor.
“ … çocuklarımız onların kuşağından olmadığımızı söyleyecekler bize ve biz bu acı ilacı yutacağız.”
Ben bu cümlenin aslında bütün kitabı özetlediğini düşünüyorum. O kadar yalın ve gerçekçi ki. 19. yyda nasılsa şu an 21.yyda da aynı cümleyi kurabiliyoruz işte ve zamanı geldiğinde hepimiz bu acı ilacı yutacağız.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder