27 Aralık 2010 Pazartesi

Mavi Tüy : Özgürlüğün Yol Göstericisi

Yıllar önce okuyup, benim hayatıma yön verdiğini düşündüğüm kitaplar sırasında yerini alanlardandır bu ayki kitabımız "Mavi Tüy". İlk sayfalarında başlayan öyküsüyle kalabalıktan sıkılmışlığın, farklı olmanın getirdiği zorlukların etkisini anlatarak içine çekiyor insanı. Genel olarak değerlendirildiğinde, kitap aslında abartılar, doğaüstü olaylardan oluşsa da alt metinleri yaşadığımız hayatı “yaşanılabilir” kılacak tabelalarla dolu. “Gönülsüz bir mesihin serüvenleri” diye nitelendirilse de kitap, aslında mesihimizin öğretmeye gönüllü olduğunu anlayabiliyoruz. Kitabın her sayfası okuyucunun kendi yaşamına yaptığı / yapacağı iç yolculuğu anlatıyor.

                                   “ Öğrenmek zaten bildiğini
                                      fark etmektir.
                                      Yapmak onu bildiğini
                                       göstermektir.”


Verdiğimiz kararların, hayatımıza yön veren bütün duygu ve düşüncelerimizi öğrendik; bildiğimizi fark ettik.

                                   “Sana bir yararı olmayacak bir sorun
                                    diye bir şey yoktur.
                                    Yararlarına ihtiyacın olduğu için
                                     sorunları ararsın.”

Yaşadığımız sorunlardır bizi ayakta tutan, bizi biz yapan. Hayata karşı atılacak her adımda güç aldığımız yerdir sorunlar. Demek istediği aslında, sorunları “engel”den çıkarıp “yol gösterici” olarak gördüğümüzde hayata karşı duruşumuzun da değişeceğini anlatmak istiyor.
“Mesihin El Kitabı”ndan çıkan bu tümceler kitap kahramanımız Richard’ın kafasını karıştırıp O’nu düşünmeye iterken, bizi de kendimizi, hayattaki yerimizi, düşüncelerimizi sorgulamaya itiyor. Şu tümce aslında bunun bir göstergesi:

                               “En basit sorular en derin olanlardır.
                                     Nerede doğdun? Evin nerede?
                                                  Nereye gidiyorsun?                 
                                                    Ne yapıyorsun? 
                                              Arada sırada bunları düşün ve
                                                     yanıtlarının nasıl değiştiğini gör.”

Kitabı ilk okuduğum zaman ile şimdi okuduğumda verdiğim cevapların ne kadar değiştiğini gördüm. Bu aynı, “Ben kimim?” sorusu gibi aslında; kolay, karışık ve derin… Kitap; “gönülsüz” mesihimiz Don Shimoda ile yazarlığı bırakmış aradığı özgürlüğü uçmakta bulmuş pilotumuz Richard arasındaki hayat sorgulamasını anlatıyor. Kitabın önsözünde aslında “Mavi Tüy”ün nasıl oluştuğunu anlatıyor Richard Bach. “Martı”dan sonra kendisine devamlı sorulan “Bundan sonra ne yazacaksın?” sorularının cevabı aslında bu kitap. “Yazmaktan hiç hoşlanmam aslında” diyor Richard Bach ve kitaptaki Richard karakterine can veriyor aslında. Kitaptaki yazarlığı bırakmış ve pilotluk yapan Richard’ın aslında Richard Bach’tan bir farkı yok dolayısıyla bu kitabı aslında kendine bir yol göstergesi olarak yazdığını düşünüyorum.

Kalabalıkları hiç sevmeyen Richard, kendini günde birkaç kişiyi uçurarak kazandığı parayla geçindiriyor. Don ise kalabalıklardan hoşlanmadığını söylese de zaman zaman ben hoşlandığını düşünüyorum. “… ve kalabalıklar eğer ürkmüşlerse ya birini çarmıha gererler ya da ona taparlar.”diyor kitap ki Don’un neden bir yerde uzun süre kalamadığını ya da kalmak istemediğini anlıyoruz. Kitabın genel fikri aslında herkes her istediğini yapmakta özgürdür. Don bu felsefeyi hem Richard’a hem de insanlara bir nebze anlatmaya çalışıyor. Bunun karşı düşüncesi, başkalarına zarar verecek davranışları yapmakta kimse özgür değildir denilse de aslında özgürdür, bu sadece onların seçimidir. Eğer bir insanın yapmak istediği şey başka bir bireye zarar vermek ise bunu yine de yapabilir ki, bunun örneklerini aslında her gün görmekteyiz. Burada tartışılması gereken bunu yapıp yapamama özgürlüğü değil; yapılmak istenen düşüncelerin çıkış noktasıdır. Richard, Don’a şöyle bir cümle sarf ederken aslında bunu fark etmeden anlamıştır: “Mutluluğun bir başkasının yapacağı şeye dayanırsa sorunun var sanırım.” Mutlu olmak istiyorsak, mutlu olmakta özgürüz ve bu özgürlüğümüz kimseye bağlı değildir. Yaşadığımız her gün başkalarının düşünceleri, davranışları, istekleri doğrultusunda şekil alsa da temelini oluşturanın aslında yalnızca kendimiz olduğunu unutmamamız gerekiyor.

Kitap grubumuzu en çok etkileyen ve tartışmalarımızın temel konusunu oluşturan tümce şu idi:
                                      “Sınırlarını tartış,
                                                  onların gerçekten senin olduğundan emin ol.”

Etrafımızda oluşan sınırları kim belirledi; biz mi, ailemiz mi, toplum mu, hükümet mi, yasalar mı… Uyguladığımız sınırların hangileri bizim aklımıza yatan sınırlar acaba. Öğrendiğimiz –bildiğimiz alışkanlıklar zamanla sınırlarımıza döndü belki ama bunları biz mi seçtik?

“Yaşamından bir bulutu gerçekten uzaklaştırmak istiyorsan o kadar tantanaya gerek yok, sadece gevşer ve onu düşüncelerinden uzaklaştırırsın.” Buradaki bulut; arkadaşımız, aşkımız, işimiz, her şeyimiz olabilir. Hayatımızdan uzaklaştırmak istediğimiz ne varsa, onu düşüncelerimizden uzaklaştırmadığımız sürece hayatımızdan da uzaklaştıramayız. Bu ne kadar zormuş gibi görünse de aslında bir o kadar da kolay. Bu engelin üzerinde ne kadar düşünürsel onu hayatımıza o kadar dahil etmiş oluruz.  “Sınırlılıkların üzerinde bu kadar çok durursan onlardan kurtulamazsın” derken bunu demek istiyor aslında Don. Etrafımızdaki sınırlar, sıkıntılar aslında onları bırakmak istesek de sıkı sıkı tutunduğumuz için hala hayatımızdalar. Şunu anladığımız noktada kitaptaki doğaüstü olayımız gibi su üzerinde yürüyebileceğiz: Herkes her istediğini yapmakta özgürdür.

Richard Bach, bu kitabı her ne kadar kendi geleceğine yön verme düşüncesiyle yazmış olsa da hepimize yol gösteriyor bir anlamda. Kitabın sonunda aslında bunların hiçbiri doğru  olmayabilir diyerek; herkesin kendi doğrusunu yaratmakta yine özgür olduğunu anlatmak istiyor. Ne zaman ki kitapta Richard, en son rüyasında Don ile konuşuyor ve uyandığında tekrardan yazmaya başlıyor; işte o zaman istediği her şeyi yapmakta özgür olduğunu ve bunu yapacak vizyonu ve cesareti olduğunu anlıyor. Aynı cesaretin hepimizde olması dileğiyle… Kütüphanelerde yerini alması gereken bu kitap zaman zaman kendimizle ve hayatla çeliştiğimiz dönemlerde her şeye farklı bir gözle bakmamızı sağlayacaktır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder